Ad

ekoanksiyete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekoanksiyete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

EKO-ANKSİYETESİZ İKLİM OKULU NASIL OLMALI?

EKO-ANKSİYETESİZ İKLİM OKULU NASIL OLMALI?

İklim krizi artık yalnızca sıcaklıkların yükselmesi, kuraklıkların artması, orman yangınlarının çoğalması ya da sellerin şiddetlenmesiyle konuşulmuyor. Krizin bir başka boyutu da insanların, özellikle çocukların ve gençlerin, geleceğe ilişkin duygularında ortaya çıkıyor. Eko-anksiyete ya da iklim kaygısı; gezegenin geleceği konusunda duyulan yoğun endişe, korku, çaresizlik, öfke ve yas duygularını ifade ediyor.

İklim Okulu olarak iklim krizini yalnızca çevresel bir mesele olarak değil; çocukların ve gençlerin geleceğe güven duygusunu, doğayla ilişkisini ve yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren bir konu olarak ele alıyoruz. COP31’e giden süreçte iklim müzakerelerini konuşurken, iklim krizinin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini de mutlaka görünür kılmak gerekiyor. RELDN Projesi kapsamında bu konuya özellikle değindik.

EKO-ANKSİYETE NEDİR?

İklim, çevre, orman ve doğa eğitimi gibi alanlarda birçok kişi ya da uzmanın büyük bir gayret içinde olduğunu görüyoruz. Fakat birçoğu, işe pozitif konulardan başlamak yerine olumsuz konuları başa alarak, hatta yaş grubuna göre bu olumsuzlukları abartarak mesafe alacağını zannediyor. Oysa pedagoji gereği, çocuklarda eko-anksiyete oluşmaması için pedagojik ilkelere uygun hareket etmeliyiz.

Peki nedir bu eko-anksiyete?

Eko-anksiyete, iklim değişikliği ve çevresel bozulmanın mevcut ve gelecekteki etkilerine yönelik duyulan yoğun kaygıdır. Bu durum; korku, öfke, üzüntü, suçluluk, çaresizlik ve gelecekten umudu kesme gibi farklı duygularla kendini gösterebilir.

Bu duyguların ortaya çıkması tek başına bir hastalık anlamına gelmez. Aksine, yaşanan çevresel değişimlere karşı verilen anlaşılabilir, doğal bir tepki olabilir. Ancak kaygı sürekli hale geldiğinde kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini ve geleceğe ilişkin beklentilerini son derece olumsuz etkileyebilir.

KAYGININ KARŞISINA UMUDU KOYMAK

Eko-anksiyeteyle mücadelede gençlere yalnızca “endişelenme” demek yeterli değildir. Onlara eylem alanı, katılım fırsatı ve somut bir umut sunmak gerekiyor. Gençlerin yalnızca çevre sorunlarını öğrenmesini değil, çözümün bir parçası olduğunu deneyimlemesini sağlayacak temel yaklaşımlar şunlardır:

  • Doğa Temelli Eğitim: Doğayla bağ kurmayı ve çevreyi koruma içgüdüsünü besler.

  • Orman Okulları: Doğayı duvarlar arasında değil, bizzat hissederek ve yaşayarak öğrenme fırsatı sunar.

  • Yerel Çevre Çalışmaları ve Gönüllülük: Bireylerde güçlü bir toplumsal aidiyet duygusu geliştirir.

  • İklim Eylemleri: Çaresizlik yerine aktif ve çözüm odaklı düşünmeyi teşvik eder.

İklim Okulu olarak doğa ve orman pedagojisini bu açıdan çok önemli bir araç olarak görüyoruz. Çocukların doğayı yalnızca kitaplardan öğrenmesi yerine onu gözlemlemesi, hissetmesi, keşfetmesi ve koruma sorumluluğunu bizzat deneyimlemesi; iklim krizinin tetiklediği çaresizlik duygusunun karşısına güçlü bir aidiyet ve eyleme geçme duygusu koyabilir.

COP31’E DOĞRU KRİTİK BİR SORU

İklim krizinin çocuklarımızın geleceğini doğrudan tehdit ettiği bir dönemdeyiz. Onlara yalnızca daha sıcak bir dünya mı bırakacağız, yoksa daha yaşanabilir bir gelecek için söz ve eylem alanı mı açacağız? COP31’in en önemli sonuçlarından biri de işte bu soruya vereceğimiz cevap olabilir.

İklim Okulu olarak bu konuda çeşitli rehberler yayınladık ve demo eğitimler gerçekleştirdik. Sahadaki tüm bu tecrübelerimizi, RELDN projesi kapsamında COP31 müzakerelerinde de güçlü bir şekilde yansıtacağız.



İklim Krizinin Psikolojik Etkisi: Gençlerde Ekoanksiyete

EKOANKSİYETE: GELECEĞİ DÜŞÜNMEKTEN KAYGI DUYMAK

Değerli dostlar,

Gözümüzün önünde eriyen buzullar, bir türlü gelmeyen mevsimler, kuruyan göller, dolup taşan seller, yanan ormanlar... Ve sonra sessizce içimize çöken o his: Ekoanksiyete.

Ekoanksiyete; çevresel bozulmalar, iklim değişikliği ve gezegenin geleceği hakkında duyulan yoğun kaygı halidir.
Henüz tıbbi bir hastalık olarak tanımlanmasa da dünya genelinde giderek yaygınlaşan bir ruhsal durumdur.

Kimlerde Görülür?

• Gençlerde, özellikle ergenlik çağındaki bireylerde,
• Bilinçli ebeveynlerde,
• Çevre mühendislerinde, aktivistlerde,
• Doğayı seven, sorumluluk duygusu gelişmiş bireylerde…

Yani farkındalığı yüksek olanlarda daha çok görülür.
Ne acıdır ki bilgi arttıkça bazen umutsuzluk da büyür.

Neden Oluşur?

• Karbonsuz bir yaşamın imkânsız gibi görünmesi,
• Devletlerin yeterince eylem göstermemesi,
• Doğaya verilen zararın boyutunu sürekli görmek,
• "Ben ne yapsam ne değişir ki?" hissi…

Tüm bunlar zihnimizde geleceği belirsiz, umutsuz, karanlık bir tabloya dönüştürebilir. İşte bu noktada ekoanksiyete devreye girer.

Ne Yapmalı?

  1. Yalnız olmadığını bil: Bu duyguyu yaşayan milyonlarca insan var.

  2. Eyleme geç: Kaygıyı eyleme dönüştürmek iyileştiricidir.

  3. Topluluklara katıl: İklim savunucuları, gönüllü gruplar umut ve paylaşım alanıdır.

  4. Doğada vakit geçir: Doğa sadece mücadele ettiğimiz bir şey değil; aynı zamanda bizi iyileştiren bir yerdir.

  5. Ufak adımlarla başla: Sıfır atık, enerji verimliliği, toplu taşıma… Etkinin küçük olanı yoktur.

İklim Okulu ile Güçlen

Bizler İklim Okulu olarak, bu duyguların farkındayız.
Gençlere, öğretmenlere, çevrecilere yalnız olmadıklarını hatırlatmak ve birlikte çözüm üretmek için buradayız.
Çünkü bilgi paylaştıkça güç verir. Çünkü kaygı paylaşıldıkça azalır.

Sonuç Olarak: Kaygı Değil, Kararlılık

Ekoanksiyete bize doğayı ne kadar önemsediğimizi gösteren bir işarettir.
Ama bu kaygıyı yalnızca içimize gömerek değil, eyleme dönüştürerek anlamlı kılarız.
Geleceğe dair umudu kaybetmeyelim. Çünkü hâlâ birlikte değiştirebileceğimiz çok şey var.

Süleyman ÇETİN
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Psikolojide Çevre ve İklim Değişikliği Çalışmaları Sempozyumu

Sempozyum Çağrı Metni Şöyle:

Psikolojinin farklı alt disiplinlerinin sunduğu geniş perspektiften hareketle, çevre ve iklim değişikliği alanında çalışmalar yürüten akademisyenler, lisansüstü öğrenciler ve uygulayıcıları bir araya getirerek söz konusu çalışma alanındaki araştırmaların tartışılması, çoğaltılması ve yaygınlaştırılmasını amaçlayan Psikolojide Çevre ve İklim Değişikliği Çalışmaları Sempozyumu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Psikoloji Bölümü bünyesinde bulunan Çevre Psikolojisi Araştırma Grubu (ENVIPSY) ev sahipliğinde 26-27 Kasım 2022 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilecektir.  

Ağırlıklı olarak çevre davranışı, iklim değişikliği, insan ve insan dışı doğa arasındaki karşılıklı ilişkileri odağına alan sempozyumda tartışılması amaçlanan başlıklar aşağıda sıralanmıştır. Bununla birlikte sempozyum temasıyla ilişkili olmak üzere farklı konulardaki çalışmalarla da başvuru yapılabilir. / Sempozyuma katılabilir.


  • Çevrecilik/Çevre Yanlısı Tutum ve Davranışlar  
  • Çevresel Adalet/İklim Adaleti 
  • Çevreye Zarar Veren Davranışlar
  • İklim Değişikliğine İlişkin Tutum ve İdeolojiler 
  • Eko-Anksiyete/İklim Değişikliği Anksiyetesi 
  • İnsan ve İnsan Dışı Doğa Arasındaki Etkileşim 
  • Doğal ve Kentsel Yeşil Alanların Yoksunluğu
  • İnsan Gelişimi ve Doğa 
  • Doğanın Onarıcı Etkileri 
  • Çevre Davranışının Ahlaki Temelleri 
  • Ekolojik İkilemler  
  • Psikolojik Açıdan Türcülük 
  • Metodoloji Tartışmaları 
  •